Bir mühendis ve iki yapay zekâ figürü arasında kurulan sembolik ilişki
Yapay zekâ ile uğraşmak bazen model eğitmekten çok, doğru yerde durabilmekir.

Yapay Zekâ ile Uğraşmak: Bireysel Olarak Ne Yapabilirim?

Yapay zekâ çağındayız ve günlük hayatımızda yapay zekâ olmayan çok az şey kaldı. Yapay zekâ ile ilgili etik konular tartışılmaya başlandı. Hatta yapay zekâ ile ilgili yasalar bile çıkmaya başladı. Yapay zekâ ile neleri yapabileceğimizin hayallerini kurarken, bir anda "yapay zekâ işimizi elimizden alacak mı?" tartışmaları başladı. Peki biz bireysel olarak ne kadar yapay zekâ çağındayız, ya da şöyle sorayım bugün yapay zekâ için ne yaptık?

Bu yazıda yapay zekâyı "uzaktan izleyen" tarafta değil, "elinden geleni yapan" tarafta nerede durduğumu anlatmak istiyorum. Büyük adımlar değil; küçük ama sahici adımlar üzerinden.

Sahilde binlerce deniz yıldızı karaya vurmuştur.

Bir çocuk, tek tek deniz yıldızlarını alıp denize atmaktadır.

Bir yetişkin der ki:

"Hepsini kurtaramazsın, ne fark edecek?"

Çocuk deniz yıldızını denize atar ve der ki:

"Onun için fark etti."

Bir kere de olsa deniz yıldızı hikâyesini duymuşsunuzdur. Duymadıysanız yukarıda yazıyor. Hikâye bana ufak şeylerin bile önemli olduğunu hatırlatıyor her zaman. Yapay zekâ konusunda da LinkedIn'e girdiğim zaman bireysel ağımdaki insanlardan bazılarının çok güzel çalışmalar yaptığını görüyorum. Açık konuşmak gerekirse "kıskanıyorum". Çünkü onlar denize vurmuş bir deniz yıldızının hayatını değiştirecek bir adım attılar. "Kıskanıyorum" burada kötü bir duygu değil, yön gösteren bir işaret.

Kendime bakınca bir şeyler yapmak istediğimi ama yapmadığımı görüyorum. Laf var icraat yok denen türden bir yaklaşım. Neyse ki, yalnız olmadığımı da çalışmaların altında motivasyon kırıcı veya sahte gülücük mesajlarını görünce anlıyorum (hey dostum qx önce laf attım size yani ben gibilere).

Eğri oturup, doğru konuşalım; yapay zekâ bizim için büyük bir fırsat. Zamanında yakala(ya)madığımız gelişim trenini bu sefer yakalamak için bir fırsat. Yapacağımız büyük veya küçük her adımın önemli olacağı bir fırsat.

Bu yazı ile biraz bu fırsatın neresinden tutuyorum onu sorgulayarak, tarihe kendim için bir not bırakıyor olacağım. Belki size de kendinizi sorgulamak için bir fırsat yaratır.

Yapay Zekâ ile Uğraşmak = Model Eğitmek mi?

İlk olarak; "yapay zekâ ile uğraşmak", sadece model eğitmek, fine-tune etmek ya da var olan bir algoritmayı optimize etmek değildir.

Bu başlıklar yapay zekânın en zor, en değerli ve en bilimsel kısımları bana göre. Ama yine de "yapay zekâ ile uğraşıyorum" denebilir bir sürü alan var.

Büyük Atılımlar Yerine Altyapı Meselesi

1890'lı yıllarda Amerika'da altına hücum zamanında en çok kazananlar altın madencileri değildi. Kazma, kürek ve madencilik malzemesi satanlardı. Şu anda yapay zekâ alanı için en değerli malzeme, insanların ürettiği temizlenmiş, ayıklanmış ve sınıflandırılması yapılmış veriler setleri.

Veri Neden Asıl Değer?

Yapay zekâ algoritmalarını geliştirenlerin yaptıkları çok değerli ancak veri olmadan çok bir anlamı olmuyor. Örneğin; Cem Say hocanın TEDx konuşmasında bahsettiği Tomáš Mikolov ve arkadaşlarının geliştirdiği word2vec uygulaması, Google'ın verileri olmasaydı sadece bir teori olarak kalabilirdi ya da beklendiği gibi devrimsel bir etki yaratamayabilirdi.

word2vec kelimeleri sayısal vektörlere çeviren ve bu sayede kelimelerin matematiksel olarak manipüle edilmesini sağlayan bir uygulama. Yakın anlamlı kelimelerin bir arada bulunacağı düşüncesi üzerine geliştirilmiştir.

Benzer şekilde, yazılımcı arkadaşlarımın takip ettiğine emin olduğum Stack Overflow ve GitHub olmasaydı, Vibe Coding ismi verilen geliştirme yöntemi bu kadar hızlı ilerlemeyecekti.

Herkes Bilim İnsanı Olmak Zorunda mı?

Dünya çapında bakıldığında, bilim insanı seviyesinde matematiksel alt yapıya sahip olan insan sayısı çok fazla değil. Bu durumu Türkiye ölçeğinde değerlendirmek bana düşmeyecektir. Fakat OECD ülkeleri arasında matematik ve sözel alanlarda çok iyi bir yerde olduğumuzu da sanmıyorum. Bu noktada aklıma Ali Nesin hocanın söyledikleri geliyor.

Ali Nesin: Ne işime yarayacak diye öğrenmeye başlarsan Ancak mühendis olabilirsin, başkalarının bulduklarını tekrar edersin Elektrikli arabayı, bilgisayarı yapmışlar sen de yaparsın Ama bilgisayarı, interneti bulamazsın, uzaya gidemezsin; onlar gittikten sonra gidebilirsin. Yeni bir şey bulmak için, ne işe yaramayacağını bilmediğin konularla ilgilenmek zorundasın. Çünkü neyin ne zaman ne işe yarayacağı bilinmez.

Kimse adına konuşamam ama çok açık ve net bir şeylerin hatalı olduğunu görmek için de âlim olmaya gerek yok. Bu sıkıntı da kolay kolay çözülecek gibi durmuyor. Bu durumu düşününce siz ne hissediyorsunuz?

Yapay zekâ konusunda madem büyük atılımı ben yapamayacağım, o zaman neleri yapabileceğime odaklanmamın daha mantıklı olduğunu düşünüyorum.

Mesela;

  • LLM (büyük dil modelleri) mimarilerini derinlemesine anlayacak matematik bilgisine sahip değilim,
  • Sıfırdan bir model eğitecek bilgim, tecrübem veya maddi imkanım yok,
  • Var olan bir baz modeli, belirli bir ihtiyaca göre yeniden eğitmek (fine-tune) için tecrübem veya maddi imkânım da yok,

Ama bunların olmaması;

  • LLM mimarilerini anlayacağım matematiği geç te olsa öğrenmeye çalışmama,
  • ML ile ilgili yapıları öğrenmeye çalışmama,
  • Kurgusal deneyler yapmaya çalışmama,
  • Özelleştirilmiş veri setleri oluşturmama,
  • Hangi modelin (bana göre) daha iyi olduğunu görmek için yapılan karşılaştırma (benchmark) çalışmaları yapmama,

engel değil. Ben elimden geldiğince bir adım atmaya çalışıyorum. İlk söylediğim "kıskanıyorum" kapsamında çalışmalar yapanların kulvarında olmadığımı fark edip kendime yeni bir kulvar açarak, farklı ve yapabileceğim çalışmalara odaklanıyorum.

Yapay zekâ ile bireysel olarak ne yapabileceğimizi konuşurken, bu işin ülkedeki karşılığını görmezden gelmek de mümkün değil.

2025 yılının sonlarına doğru "Kumru" adında bir yerli LLM modeli çıktı. Ben acayip mutlu oldum. Tıpkı "Devrim" otomobilinin üretiminde çalışan mühendislerin yaşadığı haklı gururunu yaşadıklarını düşünüyorum "Kumru"yu geliştirenlerin. Ama iki ürün için de sonuç aynı oldu. Hak ettiğinden daha sert eleştirildi; sadece kendilerini daha komik göstermek için yapay zekâ ile üretilmiş caps'ler paylaştılar.

Belki "kıskançlık", belki "mükemmeliyetçilik", belki de daha basit olarak "cahillik" olarak bu tepkilerin verildiğini düşünüyorum. Bizden olana, bizden çıkana yine en çok biz vuruyoruz! Bunun kesin sosyolojik bir açıklaması vardır. Eğer bu yazıyı okuyan bir sosyolog varsa fikrini paylaşmasını çok isterim. En azından sorun teşhis edilirse, bir tedavi ilerideki nesiller için uygulanabilir.

Yerli Üretim, İyi Niyet ve Gerçek Hayat

Toparlamadan önce bu konunun doğal bir uzantısı olan bir konuya da değinmeden geçmek istemiyorum. Çünkü bireysel üretim, sadece niyetle değil; erişimle, imkânla ve gerçek hayat koşullarıyla da şekilleniyor. 2026 yılında hayatımıza giren yeni Gümrük Vergisi güncellemesi. Bu güncelleme, yerli esnaf ve üreticiyi koruma düşüncesiyle yapılmış olan bir güncelleme. Ancak daha yılın ilk ayı bitmeden kötü niyetle kullanılmaya başlandığı ile ilgili haberler var.

Bu yasal güncellemeyi hazırlarken kimsenin, bilimsel çalışma yapanları, maker adı verilen "mucitleri" veya öğrendiklerini deneyimlemek için malzemeler alarak kendi deneylerini yapacak olan öğrencileri hiç düşünmediklerini net söyleyebilirim. İhtiyaç olan ürünlerin hiçbiri Türkiye'de seri olarak üretilmiyor. Ayrı ayrı parçaları alıp bunları bir araya getirecek işletmelerin sayısı da oldukça az. Yani "dimyata pirince giderken, evdeki bulgurdan da olmak" atasözü çok net durumu anlatılıyor.

Ama ben bu duruma iyimser bakanlardanım. Bu da anlayanlar için bir fırsat diye düşünüyorum. Ama anlayanlar ve harekete geçenler için.

Hala anlamayanlar için sinemadan bir örnek vereyim. Sinema filmini çekerken her şeyi istediğiniz gibi koyamazsınız. Bir kurgu ve bir hikayesi vardır filmin. Bunun üstüne ülkelerin belli sebeplerden uyguladığı "sansür" kuralları vardır. Yönetmenler, bu "sansür" kurallarını çiğnemeden; istediğini anlatıyor. Ya ima ediyor, ya dolaylı anlatıyor ya da sembol kullanıyor. Yönetmen yaratıcılığını kullanıyor.

Yapay zekâ ile uğraşmak da biraz buna benziyor. Türkiye'de de yapay zekâ ile uğraşanların veya uğraşmak isteyenlerin, bütün olumsuzluklara rağmen yaratıcı ve hatta radikal çözümler bulabileceklerini düşünüyorum.

Kapanış Sözü

Toparlamak gerekirse, illa uğraşmak isteyen bir yolunu bulur ve yapay zekâ ile uğraşır. Ben de kendince bir yol belirledim kendime ve o yolda devam ediyorum. Belki çıkmaz bir sokaktan geri dönmem gerekecek ya da çok alakasız bir noktaya gideceğim ama yürümeyi bırakmaya niyetim yok.

Belki de bu çağda bizim için mesele, en hızlı koşan olmak değil; durmadan yürüyen olmaktır. Ben buradan yürümeye devam ediyorum.

Kaynaklar ve Ek Okumalar

Yapay zekâ alanında çalışmalar veya girişimler yapan, benim takip ettiğim ve öğrendiğim kaynakları aşağıya bırakıyorum.

Takip Ettiğim Kişiler ve Şirketler

Okuma Kaynakları