Un serpilmiş bir zeminde duran, ekmekle poğaça arasında kalmış yuvarlak bir hamur işi
Bazen sonuç, niyetle aynı şey olmaz. Ama deneme yine de bir şey öğretir.

Elimin Hamuruyla Yine Yapamadım: Denemek ve Yanılmak Üzerine

İstanbul'da doğmuş ve büyümüş olmama rağmen, Karadenizli bir ailem olduğu için mutfağımız her zaman yoğun ve hareketliydi. Kutlama yemekleri, anma sofraları ya da sıradan bir günün yemeği bile bir ekip işi olurdu. Masanın başında anneannem baş şef, yanında komileri dedem, annem ve teyzem; getir götür kısmında ise kuzenim ve ben. Harika yemekler, uzun sohbetler ve eğlenceli anlar... Çocukluğuma dönüp baktığımda aklımda kalan tablo bu.

Evlendikten sonra, kendimi eşime gösterebilmek için bir süre mutfakta daha fazla vakit geçirdim. Soslar, çorbalar, makarnalar derken denemeler arttı. Zamanla mutfakla arama biraz mesafe girse de, hâlâ arada kendimi oraya atıyorum. Eşimin bu performansımla ilgili söylediği iki şey var. İlki, mutfağı dağıtsam da yemek yapabildiğim. İkincisi ise, aynı yemeği ikinci kez denerken mutlaka bir farklılık yapmaya çalışıp, sonucunda yemeği yenmesi zor bir hâle getirdiğim.

Bu yazı aslında yemekle ilgili değil. Ama her şeyin başladığı yerin mutfak olduğunu düşündüğüm için, oradan başlamak istedim.

Son zamanlarda, hiç bilmediğim bir konuya başlarken hissettiklerime ve davranışlarıma daha çok dikkat ediyorum. Uzman olmadığım bir alanda adım atarken, içimde olup bitenleri fark etmeye çalışıyorum. Çünkü bu anlarda, insanın kendisiyle ilgili daha önce fark etmediği kapılar aralanıyor.

Denemek bazen cesaretten önce geliyor

Bir şeye başlamak için genelde cesaretten bahsedilir. Ama ben ondan bir adım öncesi olduğunu fark ettim. Eğer kafamda "olur mu?", "yapabilir miyim?" döngüsü başlıyorsa, çoğu zaman o işe hiç başlamıyorum. Buna karşılık bazı konularda, düşünmeden "deneyeyim" dediğim bir refleks sahibi olduğumu keşfettim. Garip bir şekilde, tam da bu noktalarda daha girişken olabiliyorum. Ama aynı zamanda, bazı konularda olduğum yerde kalmayı seçtiğim de oluyor.

İşte o anlarda içimde tarif etmesi zor bir duygu beliriyor. Suçluluk mu, elimdekini kaybetme korkusu mu, yoksa hafif bir kıskançlık mı tam emin değilim. Bildiğim tek şey, bu duygunun beni rahatsız ettiği. Hatta uykularımı kaçırdığı.

Bu rahatsızlıkla birlikte şunu fark ettim: Kendime güvendiğim ve cesaretimin olduğu alanlarda daha kolay elimi taşın altına koyuyorum. Zayıf olduğum alanlarda ise temkinli başlayıp, hiç beklemediğim şekilde kendimi konunun içinde derinleşirken buluyorum. Belki de bu yüzden, farkında olmadan bazı kaslarımın geliştiğini hissetmek bana küçük bir ödül gibi geliyor.

Zaman içinde yaptığım gözlemler şunu da gösterdi: Eğer bir şey yapmazsam, hiç başaramıyorum. Diğer bir deyişle, olduğum yerde çok uzun süre kalınca geriye doğru gidiyorum. Bu yüzden, "ya başarısız olursam?" sorusu yerine çoğu zaman "ne kaybederim ki?" diye düşünmeye başladım. En kötü ihtimalle, yapamadığımı öğrenmiş oluyorum.

Mesela sufle. Teknik ve zor bir tatlı. Defalarca yaptım ama eşimin ilk beğendiği sufleye bir daha hiç ulaşamadım. Aynı tarifi uyguladığım zaman bile sonuç değişti. Çünkü her denemede bir adımı güncelleyip daha iyisini yapmaya çalıştım. Belki bu biraz mükemmeliyetçiliktir. Ama aynı zamanda, farklı denemelerle farklı bakış açıları kazanmama da sebep oldu.

Bilerek riske girmek, bazen gelişmek için, bazen de biraz şımarmak için yaptığım bir şey. Ama çoğu zaman, sonuçları bana yeni bir şey kazandırıyor.

Aslında denemek, yanılmak ve başarısız olmak hayatın doğal bir parçası. Hatta deneme cesareti, bize sonradan öğretilen bir şey değil; doğduğumuz anda bize yüklenen ilk özelliklerden biri gibi. Bunu en net gözlemlediğim zaman ise kızımın gelişimi.

Yürümeye başlamadan önce kaç kere düştüğünü ben sayamadım. Ama sonunda yürümeye başladı ve şimdi durdurmak mümkün değil. Merakının peşinden gittiği her yerde hem eğleniyor hem de kendi başına yapma cesaretini gösteriyor. Bana sorsan "cahil cesareti" diyeceğim şeyleri deniyor, istediğinin olamayacağını tecrübe ediyor ve sonunda olmadığını kendi de söylüyor.

Bir yetişkin olarak kızıma "yapma" dediğim şeyleri hemen gidip yapıyor. Deniyor, tecrübe ediyor. Bu noktada ben de kendime dönüp bakma fırsatı buluyorum. Çünkü bugün "yapma" dediğim birçok şey, bana da zamanında "yapma" olarak söylenmiş olabilir. Ya da denerken hata yapmış, hevesim kırılmış ve orada kalmışımdır.

Başaramamak çoğu zaman algıyla ilgili

Kızımdan öğrendiğim bir başka şey de şu oldu: Başaramadığım bir şeyi tekrar denemek, çoğu zaman cesaretten çok algıyla ilgili. Eğer bir başarısızlık varsa ve özellikle yeterince çaba göstermediysem, bu sonuç benimle doğrudan ilgili olmayabilir. Elimde çikolata yokken çikolatalı kek yapamıyor olmam, benim başarısızlığım sayılmaz.

Bebeklerden yetişkinlere geçtiğimizde, bu durumu gözlemleyebileceğimiz gruplardan biri de sporcular. Kan, ter ve gözyaşı... Sporcular binlerce tekrar yapıyor, defalarca başarısız oluyor ve bazen sakatlanıyorlar. Biz onların en başarılı anlarını görüyoruz. Oysa onların aklında kalan, sürecin kendisi; yapılan çalışmalar ve tekrarlar.

Yüksek disiplin ve konsantrasyon olmadan yapılması zor olan spor konusunda pek çok örnek var ama özellikle Semih Saygıner’in konuşmalarını dinlemek bana hep bunları hatırlatıyor.

Buraya kadar anlattıklarım mutfakta, evde ya da gündelik hayatta karşıma çıkan şeylerdi. Biraz daha kavramsal baktığımda ise, evrim sürecinin de aslında başlı başına bir deneme ve yanılma süreci olduğunu görüyorum. Bugün bizler, bu sürecin ayakta kalabilmiş ürünleri olarak yaşamaya devam ediyoruz. Yani denemek, insanın fabrika ayarlarında var. Vazgeçmeyi ise sonradan öğrenmiş gibiyiz.

Bu örüntünün sadece insana özgü olmadığını fark ettiğim bir başka alan ise makine öğrenme sistemleri oldu. Dışarıdan bakıldığında kusursuz sonuçlar üretiyor gibi görünüyorlar. Ama işin mutfağına indiğinde, milyonlarca yanlış deneme, tutmayan tahmin ve elenen sonuç var. Orada yanılmak bir hata değil; sürecin kendisi.

Yanılmadan ilerleme olmuyor

Belki de bu yüzden bütün bunlar bana çok tanıdık geliyor. İster evrim olsun, ister bir çocuğun yürümeyi öğrenmesi, ister bir sporcunun tekrarları... Hepsinde ortak bir nokta var: Yanılmadan ilerleme yok.

Bütün bunlara rağmen, denemek ve yanılmak meselesine biraz daha temkinli bakmamız gereken noktalar da var. Çok farklı şeyler söylemiyor olabiliriz ama bazı gerçekleri görmezden gelmemek ve biraz daha gerçekçi olmak gerektiğini düşünüyorum.

İlk olarak, zaman zaman hepimizin sorduğu "coğrafya kader midir?" sorusuyla bağlantılı. Hiçbirimiz bu hayata eşit şartlarda başlamıyoruz. Aynı imkânlar, aynı çevre ya da aynı tecrübeler herkes için geçerli değil. Bunun farkında olmak önemli. Çünkü ancak bunu kabul ettiğimizde, elimizde olmayanlar yerine elimizde olanlara bakmayı öğreniyoruz. Bazen daha fazla çalışarak, bazen hayal gücünü devreye sokarak, bazen de bir durumun sadece kötü yanına değil, oradan çıkabilecek küçük bir fırsata odaklanarak ilerleyebiliyoruz.

İkinci olarak, bazı şeylerin olmayacağını da kabul etmek gerekiyor. Bazen olmaz. Ne yaparsanız yapın olmaz. Fizik kuralları, sosyal çevre, eğitim ya da imkânsızlıklar yüzünden değil; her şey yerli yerinde olsa bile bazen sonuç değişmez. Böyle anlarda "devam etmek gerekir" denir. Evet, devam edelim. Ama ilerlerken yanımıza az da olsa bilgi ve deneyim almayı da unutmayalım.

Üçüncü olarak, her şeye rağmen, herkes için denemek her zaman mümkün olmayabilir. Bazen şartlar gerçekten o kadar zorlayıcıdır ki bütün hayatı etkiler. Bu yolculukta haksız yere kazanç elde edenler de vardır. Hatta başarısız olmak, zaman zaman kader gibi de hissedilebilir. Bunların hepsini kabul ediyorum.

Ama yine de, bir noktada ilerlemem gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden kalkıp, silkelenip, başka bir bakış açısıyla yoluma devam etmeyi seçiyorum.

İlerlemek için farklı bir yol

İlerlemek için her zaman ileriye doğru gitmemize gerek olmayabilir. Bazen yolumuzu değiştirip, önceden görmediğimiz noktalara geri dönüp, hedefe farklı bir yoldan da gitmeyi seçebilmeliyiz.

Sonuçta, mutfakta yemek yaparken aklıma düşen bu yazının çıkış noktası olan tarif, görseldeki gibi sonuçlandı. Ekmek yapmak için yola çıkmıştım. Şekeri biraz fazla koyup tuzu tamamen unutunca, ortaya poğaçaya benzeyen ama tombik ekmek gibi duran bir şey çıktı. Daha önce hem ekmek hem de poğaça yapmıştım. Bu sefer daha az unla, "daha sağlıklı" bir alternatif denemek isterken olmadı. Elimin hamuruyla yine yapamadım.

Tarifin hatalı uygulaması sonucundaki ekmek

Toparlamak gerekirse ve hazır yeni bir yıl da yaklaşırken, bu yazının bende bıraktığı tek düşünce şu oldu: Denememizi engelleyen "keşke"leri bir kenara not etmekte fayda var. En kötü ihtimalle, neden tekrar denemediğimizi hatırlarız. Ama bu sefer biraz daha yaklaşırsak, bir sonraki adım için ihtiyacımız olan motivasyonu da yanımıza almış oluruz.

Bu yazıda değindiğim zayıflıkların fırsata dönüşmesi üzerine SWOT Değerlendirme Yöntemi: Fırsat Reyonu Yaklaşımı yazıma da göz atabilirsiniz.

Yeni bir yıldan sizler ve kendim için dileğim şudur: Daha az doğru yapmaya çalışmak. Daha çok denemek.

Çünkü bazen poğaça olmuyor. Ama denememiş olmak, bana daha zor geliyor.

Herkese iyi yıllar diliyorum.